Gar Katliamı Davası: Katiller yargılanana kadar buradayız

  • 13:42 8 Kasım 2018
  • Hukuk

 

ANKARA - Firari sanıkların yargılandığı Ankara Gar Katliamı’nda söz alan müşteki Zöhre Tedik, “Uyurken uyandırmaya kıyamadığımız çocuklarımız öldürülüyor. Kanımızın son damlasına kadar gerçek katiller yargılanana kadar burada olacağız” diye konuştu.
 
Ankara’da 10 Ekim’de düzenlenen Emek ve Barış mitingine yönelik saldırının faili 16 firari sanığın yargılandığı davanın duruşması Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. Duruşma öncesi adliye önünde basın açıklaması yapıldı. Duruşmayı yaşamını kaybeden 103 kişinin ailesinin yanı sıra HDP Milletvekilleri Murat Sarısaç, Mensur Işık, Nuran İmir, Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri  ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan izledi.
 
‘Yine buradayız başkan’
 
Mahkeme Başkanı’nı ve davanın savcısının değişmediği görülürken, mahkeme heyetinde değişiklik olduğu görüldü. 30 avukatın katıldığı duruşma kimlik tespiti ile başladı. Kimlik tespiti sırasında katılanların mahkeme başkanına “Gene buradayız başkan” demesi üzerine, Mahkeme Başkanı’ndan “Gelmenizi mi istemiyoruz anlamadım” diye yanıt geldi. Mahkeme Başkanı’nın müşteki olarak yaşamını yitiren Mustafa Budak’ın ismini söylemesine salondan tepki geldi. Mustafa Budak’ın Eşi Hanife Budak, “Eşim hayatını kaybetti ben buradayım” diye tepki gösterdi.
 
Mahkeme heyeti tarafından dosyaya katılan ve sanık müdafilerinin mazeret dilekçeleri ve dosyadan geri çekilme dilekçeleri okundu. Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden gelen yazıyı okuyan Mahkeme Başkanı gözaltına alınan Selami Sertaç’ın İlhami Balı hakkında fotoğraf teşhis tutanağının dosyaya gönderildiğini söyledi.
 
Mahkeme heyeti sanıklar İlhami Balı, Savaş Yıldız, Edremit Türe, Deniz Büyükçelebi, Yakup Selağzı, Kasım Dere, Nusret Yılmaz, Mustafa Delibaşlar, Walentina Slobodjanjuk, Muhammet Zana Alkan, Ömer Deniz Dündar, Cebrail Kaya, Ahmet Güneş, Kenan Kutval, Bayram Yıldız ve Hasan Hüseyin Uğur hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve Adalet Bakanlığı’na yazılan müzekkerelere cevap verilmediğini belirtti. 
‘Ailelerden kaçırılan davanın sonuca ulaşmayacağını söylemiştik’
 
Ardından Avukat Sevinç Hocaoğulları, “Bundan tam iki yıl önce 7 Kasım 2016 tarihinde başladı. 54 celse görülen duruşma ardından karar duruşması Sincan Cezaevi’nde tamamlandı. Kararınızı istinaf ettik. Sanıkların olmadığı bir yargılamadan, sorumluluğu olanların açığa çıkması, yapılanların neler olduğunu konuşmak için yargılama boyunca yaşadıklarımızı hatırlatmak gerekiyor” diye konuştu.
 
3 yıl önce bir katliam yaşandığını ve soruşturma sürecinin kendilerinden kaçırılarak, yapıldığını anımsatan Sevinç, konuşmasına şöyle devam etti: “Ailelerden kaçırılan soruşturma sürecinde adaletin sağlanamayacağını söylemiştik. Halen kısıtlılık kararı ile gizlenen IŞİD sorumluları ve kamu sorumlularının yargılanmadığı bir dava ile karşı karşıyayız. AYM’ye yaptığımız başvurudan 3 yıldır sonuç almış değiliz. Bugün bu sanık sandalyesinde oturması gereken Savaş Yıldız’ın nasıl bağlantıları olduğunu bilmediğimiz bir yargılama ile karşı karşıyayız. Adana ve Mersin soruşturmalarında da hale kısıtlılık kararı var. Alınan kısıtlılık kararının gölgesinde adalet sağlamaya çalışıyoruz.”
 
‘Sorumlular yerine mağdurlar yargılandı’
 
Soruşturma ve yargılama sırasında öldürülen Mehmet Kadir Cebael’in öldürülmesi olayı ile ilgili suç duyurusunda bulunduklarını hatırlatan Sevinç, “Kamu görevlileri yargılanmadı, 10 Ekim’i ananlar, greve gidenler, haberlerini yapan gazeteciler yargılandı. Cenazelerde slogan attıkları gerekçesiyle ailelerimiz yargılandı. Tek bir kamu görevlisi yargılanmadan onlarca, binlerce yurttaş yargılandı. O yüzden bu katliam bir siyasi katliamdır ve mahkemenizin de bunu ortaya çıkarması için mücadele edeceğiz” ifadelerinde bulundu.
 
DAİŞ örgütlenmesini aydınlatan bir yargılama olmadığını söyleyen Sevinç, “Soruşturma aşamasında X, Y ve Z’ler emniyet tarafından bulunmazken, mahkemenin de bir çabası olmadığını gördük. Bugün ve yarınımızla ilgili bir yargılama. Kamu görevlilerinin sorumluluğunun açığa çıkması ile ilgili taleplerimizi söylemeye devam edeceğiz” diye konuştu.
 
‘Salonlarda var olmaya devam edeceğiz’
 
10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Eşbaşkanı Mehtap Sakinci Coşgun, katliam davasında gerçek bir yargılama yapılmadığını ve adaletin sağlanmadığını belirtti. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında aleni emarelerin yer aldığı davaya adli bir olay olarak bakılmaması gerektiğini vurgulayan Mehtap, sözlerini şöyle sürdürdü: “Katliam üzerinden 3 yıl geçti en azından firari sanıklardan birini boş sanık sandalyelerinde görmek istiyoruz. Davaya müdahil olmak istiyoruz. Sanıkların bizi tehdit ettiği, aşağıladığı, can güvenliğimizden kaynaklı endişelerimizin olduğu dönemlerde bile bu kadar öfkeli değildik. Sanıklar varken kendimizi daha fazla ifade ettik. Türkiye Cumhuriyet tarihine geçmiş bir katliam olarak bu neden insanlığa karşı suç kapsamında ele alınmadı. Biz yolun çok başındayız. Duruşmaları takip edeceğiz, salonlarda var olmaya devam edeceğiz. Sincan Cezaevi’ne de taşısanız da geleceğiz. Davayı nereye götürürseniz götürün, geleceğiz.”
 
‘Her tarafım sızı içinde konuşamıyorum’
 
Katliamda yaşamını yitiren Mustafa Budak’ın eşi Hanife Budak, “2015 tarihinde eşim barış mitingine katılmak üzere yola çıktı ve patlamada yaralandı. Yaralandıktan sonra tedavi gördü. Benim eşim 22 ay içinde 2 ay evine, çocuklarının yanına gelemedi. Eşimin tüm vücudunda yaralar olmuştu ve 22 ay hastane hastane gezdik. Boyundan aşağı felçli kaldı. 3 çocukla kaldım. Benim eşim 58 yaşında yaralandı 60 yaşında vefat etti. Benim eşim gar katliamı patlamasında yaşamını yitirdi. Her tarafım sızı içinde kendimi ifade edemiyorum eşimin hakkının aranmasını istiyorum davaya müdahil olmak istiyorum” dedi. 
 
Müştekilerden Zöhre Tedik ise şöyle konuştu: “Uyurken uyandırmaya kıyamadığımız çocuklarımız öldürülüyor. Biz hep vicdan vicdan dedik. Sizin adaletinize güvendik belki adalet çıkar diye. Bu heyet taş oldu kalem oldu. Onları ne buraya getirdi ne de soruşturmayı genişletti. Bu heyetin vicdanına sığındık, ‘nasıl yatacaksınız’ diye sorduk. Rekor cezalar verildi ama tetiği yöneltenler nerede. Tekrar adalete inanmak istiyorum. Koltuklar kimseye kalmaz. Kanımızın son damlasına kadar gerçek katiller yargılanana kadar burada olacağız. Siz isteseydiniz burada yargılanırlardı. Siz görevden alınmaya rağmen görevinizi keşke yerine getirseydiniz.”
 
‘Siz öfkemizden korkun’
 
Yaralı olarak kurtulan Ayşegül Duman da, gerçek adalet sağlanana kadar gelmeye devam edeceğini söyledi. “Neden buradayız, siz neden buradasınız” diye soran Ayşegül, şöyle devam etti: “Sizin için sıradan bir gün olabilir. Ama şu sıralardaki salon için sıradan bir gün değil. Bizim gecelerimiz, uykularımız, her şeyimiz yarım. Bir sanık neden firari olur söyler misiniz? Yakalandılar mı bırakıldılar mı yoksa cezaevinden mi kaçtılar bana açıklayın. Bunlarda şimdi İstanbul Valisi olan, ‘kokteyle saldırı’ olduğunu söyleyen dönemin cumhurbaşkanı, ‘oylarımız arttı’ diyen dönemin Başbakan’ı sorumludur. O gün alanda yerde yatarken ‘süpürün bunları’ diyenler neden yargılanmıyor. Onların yargılanmasını istiyorum. Yarın bunlar tahliye olmaya başladığında siz o zaman bizim öfkemizden korkun. Biliyoruz ki dünya da ve Türkiye’de hiçbir katliamın sahibi yoktur diye size ilk ifade verdiğim sürede söylemiştim. Yanımızda olun gerçek adaleti sağlayın istedik ama vardığımız sonuç ortada.  Lütfen hakim bey arkanızda yazan yazının hakkını verin.”
 
 ‘KAMU GÖREVLİLERİNİN SORUMLULUĞU OLMADIĞINI İSPAT EDİN’
 
Müşteki Evrim Pınar Mak da mahkeme heyetine, “Bir ülkede adalet neden olur, neden olması gerekir. Bize okul yılları boyunca neden ezberletildi?” diye sordu. “Adaleti kim sağlar siz sağlayamadığınıza göre bize bir yer söyleyin biz oraya gidelim Sayın Başkan” diyen Evrim, “Susuyorsak korktuğumuz için değil hala adalet umuduna olan inancımızdan kaynaklı susuyoruz. Sizin çocuklarınız için buradayız. İlkel toplumlardaki gibi gidip suçluları biz mi vuralım bunu mu istiyorsunuz başkan” diye konuştu. 
 
Evrim’in, “Siz buraya maaş için geldiniz ben ise adalet için geldim” demesine Mahkeme Başkanı tarafından “Böyle devam etmeyelim. Üslup ve tarzınız yargılamaya uygun değil. Buyurun siz yönetin o zaman” dedi. Evrim’in tepkisinin devam etmesi üzerine Mahkeme Başkanı’nın ağzından, “Keşke imkanım olsa da her şeyi konuşsak hakim konuşamıyor işte” sözlerinin dökülmesi dikkat çekti.
 
‘Torunumun gözlerine bakamıyorum’
 
Katliamda yaşamını kaybeden avukat Uygar Coşgun’un annesi Nuray Coşgun ise şunları kaydetti: “İki yıldır buraya geliyoruz. Ama biz yaşamıyoruz hâkim bey. Benim oğlum alandan bir resim yollamıştı o coşku o neşe o kadar büyüktü ki çocuklarımızın geleceği için umut olma yolunda ilerlediğini düşünüyorduk ama 10 Ekim tarihinde bu inancımız bitti. Ben oğluma savcı, hakim olması için sınavlara girmesini daha önceden istiyordum ama bugün anladım ki benim oğlum gerçekten vicdanlı olduğu için sizin koltuklarınızda oturmak istemedi. Gerçekten artık gerçekler yargılansın, bizler insanız oğlumdan yadigâr torunumun gözlerine bakamıyorum. Bunu yaşatanlara nasıl ceza verilmez. Onlar dışarıda gezerken bizlerin vicdanı nasıl rahat olacak.”
 
‘Yakalanmamalarının sorumluluğu kimde’
 
Avukat Eylem Sarıoğlu da firari sanıklar olmadığı sürece yargılamanın eksik olacağını kaydetti. Yargılama boyunca ortaya çıkan belgelerde kamu görevlileri tarafından DAİŞ üyelerinin nasıl takip edildiği, dinlendiğinin söyleyen Eylem, “Bu ülkenin istihbarat raporlarında emir olarak geçen Nusret Yılmaz bizim dosyada sadece IŞİD üyesi olarak geçiyor. Bunlar nasıl kaçtılar ya da geçmeden nasıl bu katliamın örgütleyicisi oldular?  Ömer Deniz Dündar, Muhammed Zana Alkan gibi firari sanıklar, Yunus Durmaz’ın evindeki belgelerden dosyamıza giriyor. Ama bunlar hakkında daha önce Adıyaman’da kayıp olmasına ilişkin ihbarlar var. Bunların gözaltına alınmış ve bunlara takipsizlik kararı verilmişler. İstihbarat raporlarında yine Adıyaman Emniyet’inin yazısının yer olduğu 13 Ekim 2014 yılında ülkemizden ayrılarak, Suriye’ye gitmiş olduğu bilgisi var. 
 
Bunların Suriye’ye gitmesinin engellenmediği, işlem yapılmadığı olarak yorumluyoruz. Bu kadar belge, bilgi, gözaltı uygulanırken, bu kişilerin yakalanmamış olması ya da direk serbest bırakılması devletin, emniyetin, yargının elinde iken serbest bırakılmışsa onların burada olmamasının sorumluluğu kimdedir” diye sordu.  
 
Avukat Senem Doğanoğlu davanın insanlığa karşı suç kapsamında ele alınmamasını eleştirdi.  Duruşmaya öğleden sonra 14.00'e kadar ara verildi. 
 
Ne olmuştu?
 
Ankara Gar Katliamı davasında yargılanan 35 sanıklı duruşmanın 3 Ağustos 2018 tarihinde görülen dava duruşmasında 19 sanığa ceza verilerek, 16 firari sanığın dava dosyası ayrılmıştı. Mahkeme heyeti 9 sanığa “anayasal düzeni ihlal” suçundan birer kez, “kasten öldürme” suçundan da 100'er kez olmak üzere toplam 101'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Ayrıca sanıklara 20'si çocuk 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçundan da ayrı ayrı 10 bin 557'şer yıl hapis cezası verildi. 
 
Dosyası ayrılan 16 firari sanığın isimleri şöyle: İlhami Balı, Savaş Yıldız, Edremit Türe, Deniz Büyükçelebi, Yakup Selağzı, Kasım Dere, Nusret Yılmaz, Mustafa Delibaşlar, Walentina Slobodjanjuk, Muhammet Zana Alkan, Ömer Deniz Dündar, Cebrail Kaya, Ahmet Güneş, Kenan Kutval, Bayram Yıldız ve Hasan Hüseyin Uğur.