'CPT 20 yıldır görevini yerine getirmiyor'

  • 09:13 8 Şubat 2019
  • Okumadan Geçme!
HABER MERKEZİ - Tecridin uluslararası bir karar olduğunu belirten Hamburg Parlamentosu Sol Parti Grup Eşbaşkanı Cansu Özdemir, CPT’nin PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın tutukluluğundan bu yana üzerine düşen görevi yerine getirmediğini söyledi. Leyla Güven şahsında yayılarak devam eden açlık grevlerinin Türkiye'yi uluslararası arenada zorladığını kaydeden Cansu, “Türk devleti açlık grevi direnişinden korkuyor” dedi. 
 
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven'in PKK Lideri Abdullah Öcalan'a uygulanan tecridin kaldırılması talebiyle başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi 93'üncü gününde devam ediyor. Leyla'nın fitilini yaktığı ve cezaevleri başta olmak üzere Avrupa ile Ortadoğu'ya da yayılan açlık grevlerinde kritik eşiğe gelinirken, Türkiye'de hükümet yetkililerinden talepler için henüz adım atılmış değil. Açlık grevi direnişçilerinin taleplerinin kabul edilmesi için Alman Sol Parti (Die Linke) milletvekilleri önceki günlerde parlamentoda yaptıkları eylemlerle Türkiye'ye baskı yapılmasını isterken, Federal Meclis'e soru önergesi de verildi. Sol Parti ayrıca bir açıklama yaparak, tecride acilen son verilmesi, müzakerelerin başlatılması çağrısı yaptı ve Alman Hükümeti’nin Türkiye'nin suçlarına ortak olmaması uyarısında bulundu.    
 
Türkiye'de Leyla Güven öncülüğünde devam eden açlık grevlerinin uluslararası kamuoyunda duyulması için çalışmalar yürüten Hamburg Parlamentosu Sol Parti Grup Eşbaşkanı Cansu Özdemir, sorularımızı yanıtladı. 
 
* PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması talebiyle sürdürülen ve 93’üncü gününe giren Leyla Güven'in eylemini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
 
Osmanlı İmparatorluğu’ndan bugüne dek halklara katliam uygulanmıştır. Türk Devleti ayakta durabilmek için sürekli katliamlar yaptı, krizler yarattı. Kürt halkı her zaman güçlü bir direnişle karşılık verdi. Bu direnişin öncülüğünü ise özelde Kürt kadınları yaptı. Dün Sakine Cansız, Arîn Mîrkan ve birçok başka kadın arkadaş öncülük yaptı. Bugün bu öncülüğü Leyla Güven yapıyor. 
 
* Partinizin artık ciddi boyutlara ulaşan Leyla Güven'in eylemine ilişkin önüne koyduğu bir planlaması var mı? 
 
Parti olarak açlık grevi eylemini sürdüren ve uzun süre hukuka aykırı bir şekilde cezaevinde tutulan Leyla Güven ile dayanışma içindeyiz. Bunu kamuoyuna yönelik birçok açıklamayla dile getirdik. Parti olarak Leyla Güven'in durumunu ve Sayın Öcalan’a ilişkin talebini Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde (AKPM) gündeme getirdik. Aynı zamanda Almanya Federal Meclisin gündemine taşıdık ve Hükümet’e İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi’nin (CPT) sessizliğini sorarak, görevini yerine getirmesini dile getirdik ve buna ilişkin sözlü sorular sorduk. Ayrıca kadın vekiller olarak Sol Parti'nin bütün feminist gruplarında Leyla Güven'in durumunu gündeme getirdik. Vekil arkadaşlar ve yönetici arkadaşlarımız Almanya'nın birçok kentinde yapılan çoğu kitlesel eylemlere de katılıp destek veriyor. 
 
Meclis'te yaptığımız eylemle, hem kamuoyuna hem de Leyla yoldaşımıza ve açlık grevinde bulunan diğer arkadaşlarımıza bir mesaj yollamak istedik. “Talebiniz talebimizdir” mesajını vermek istedik. Alman kamuoyunda bir sessizlik var. Alman basını açlık grevlerini çok nadir yazdı. Kritik bir aşamaya gelmesine rağmen sessizliğini koruyor. Bu sessizliği de birçok gazeteciyle görüşme yaparak ve durumun çok kritik bir aşamaya geldiğini anlatarak kırmaya çalışıyoruz.
 
* Parti olarak parlamentoda Leyla Güven için sivil itaatsizlik eylemleri yaptınız. Bunu yeterli görüyor musunuz? 
 
Tabii bunlar parti içinde ve parti olarak yaptığımız çalışmalar, fakat partimiz dışında Kürt asıllı vekiller olarak çalışmalar yürütüyoruz. İlk aşamada Federal Meclis Milletvekilli arkadaşlarım Gökay Akbulut ve Helin Evrim Sommer ile birlikte Hükümet’e harekete geçmesi için çağrıda bulunduk. İkinci aşamada Kürt asıllı kadın vekiller olarak tüm eyalet parlamentolarında yer alan kadın vekillere destek çağrısında bulunduk ve bugünlerde kadın vekillerden oluşan partiler üstü bir çağrı açıklayacağız. Bunların yeterli olup olmadığını soruyorsunuz, cevabım nettir: Hayır. Partim, ben, hepimiz daha çok çalışmalıyız. Açlık grevinde bulunan arkadaşlarımıza sahip çıkmalıyız. Benim kuşağım özellikle Avrupa'da büyüyen Kürt ailelerinin çocukları, Diyarbakır zindan direnişini ve şehadete kadar ulaşan açlık grevlerinde yer alan arkadaşlarımızı kitaplarda okudu, o süreci yaşayan arkadaşlardan dinledi. O süreç yaşanırken doğmamıştık ve ya daha çocuktuk, bebek arabalarında anne ve babamızla eylemlerdeydik. 
 
Okurken ağladık, öfkelendik, bu nasıl bir haksızlık, bu nasıl bir vahşet diye tartıştık ve kendi kendimize şunu söyledik; O süreçte yaşasaydım arkadaşlarıma sahip çıkardım bedeli ne olursa olsun. Okurken bile içimizde bir volkan patlıyordu. Ve şimdi yine tarihi bir direniş var, o direnişe sahip çıkmak hepimizin görevi. Özellikle kadınların görevi. Sabiha Temizkan annesi Leyla Güven ile yaptığı röportajda Güven diyor ki: “Kadınlar uyanırsa toplum uyanır.” Bende buna inanıyorum. 
 
Arkadaşlarımızın bedenleri gün geçtikçe eriyor ve bu durumu pasif izlemek tarih yazan kalemi başkasının eline bırakmak demektir. Tecrit kırıldığı anda yeterli cevabını verebilirim ama şuanda söz konusu değil. 
 
* Leyla Güven'in Kürt sorununun çözümü için işaret ettiği PKK Lideri Abdullah Öcalan'ı uluslararası arenada nasıl bir lider olarak görüyorsunuz?
 
Sayın Öcalan milyonlarca insanın irade olarak gördüğü bir lider, dünyanın birçok kesimi tarafından önemli bir filozof olarak kabul görüyor. Sayın Öcalan sadece Kürt ve Türkiye halkları için değil, tüm Ortadoğu için çözüm gücüne sahip olan bir lider. Örneğin Rojava'daki devrimin yaratıcısı Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan'dır. Radikal İslamcı gruplar ve dış güçler saldırmadığı sürece, Rojava halkları eşit ve barışçıl bir şekilde birlikte yaşıyor. 
 
* Peki milyonların lider olarak gördüğü ve “irademdir” dediği Abdullah Öcalan'a yönelik tecridin insan hakları ve uluslararası hukukta bir yeri var mı?
 
5 Nisan 2015 tarihinden beri Türkiye'de kaos ve savaş derinleşiyor, insanlar ölüyor, katlediliyor. Sayın Öcalan açık bir şekilde susturulmaya çalışılıyor. İzole ediliyor ve temel insan haklarını kullanamıyor. Sayın Öcalan'ın tüm halklar için kurtuluş olduğu gerçeği Türk devleti ve dış güçler tarafından biliniyor. Bu nedenle özel bir politika uygulanıyor. Ve bu politika uluslararası güçler tarafından destekleniyor. Ortadoğu'da hegemonya oluşturmak ve bunun için kaos yaratmak isteyen güçler Sayın Öcalan üzerindeki tecridi destekliyor. Çünkü olası bir çözümü, hatta Demokratik Ulus'u bir tehlike olarak görüyorlar. 
 
HDP'nin bu kadar ağır saldırılara maruz kalması, halkın özgür iradesiyle seçilen vekillerin ve belediye başkanların cezaevine atılması, Kürt halkına karşı ağır bir savaşın yürütülmesi hem Türkiye'de hem de Rojava'da, Sayın Öcalan üzerindeki ağır tecrit politikası ile bağlantılı. Saldırılar bir anlamda Sayın Öcalan'ın demokratik ulus perspektifine yöneliktir. CPT'nin sessizliğini de böyle okumak gerekiyor. Sayın Öcalan'ın tutukluluğundan bu yana CPT'i üzerine düşen görevi yerine getirmemiştir. Sözde bağımsız olan İşkencenin Önlenmesi Komitesi görevini yerine getirmiyorsa, bir insan 20 yıldır eşi görülmemiş bir cezaevinde izole ediliyorsa ki bu bir işkence sistemidir. Avukatları ve ailesiyle yıllardır görüştürülmüyorsa, her türlü insan hakları anlaşmalarına aykırı bir şekilde tutuluyorsa bunun adı bağımsızlık olamaz. Siyasi bir karar olduğunu düşünüyorum. 
 
* Almanya'nın Abdullah Öcalan'a uygulanan tecride karşı tutumu ve rolü nedir?
 
Partimin Federal Meclis'te Alman Hükümeti’ne sorduğu, "İmralı Adası’nda tutulan Abdullah Öcalan'ın sağlık durumuna ilişkin Federal Hükümet herhangi bir bilgiye sahip mi?” ve “Federal Hükümet, Öcalan'ı ve açlık grevi eylemini sürdüren parlamenter Leyla Güven'i ziyaret edilmesi için İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi’ni harekete geçirecek mi?" sorularına Almanya'nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth yazılı cevap verdi. 
 
Roth, "Federal Alman Hükümeti olarak Avrupa Konseyi (AK) üyesi Türkiye'nin her konuda olduğu gibi tutuklarla ilgili olarak da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uymak zorunda olduğunun altını çizmek istiyorum" dedi. Roth, Türk Hükümeti’ne çağrıda bulundu ve Sayın Öcalan'ın avukat ve akrabaları ile görüştürülmesi gerektiğini ve ayrıca İmralı’daki tüm tutsakların kısıtlamalarının kaldırılmasını talep etti. Roth'un Hükümet adına verdiği cevabı olumlu buluyorum fakat Efrîn sürecini hatırlatmak istiyorum. Türk devletinin Efrîn’e yönelik savaşını eleştiren ve kınayan Alman Hükümeti, aynı zamanda o kanlı süreçte bile Türkiye'ye silah ihracatında bulundu. Alman panzerleriyle Efrîn işgal edildi, yüzlerce insan katledildi. Bu yüzden Alman Hükümeti ki Türkiye ile silah kardeşliği iyi biliniyor. Türk devletine bu konuda baskılarını arttırmalı ve net tavır koymalı. 
 
* Leyla Güven'e birçok kesimden gelen desteğe rağmen CPT, AP ve Türkiye'nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Türk devleti açlık grevi direnişinden korkuyor. Korkmasaydı Leyla Güven'i cezaevi çıkışında halktan kaçırmazdı. Korkmasaydı Güven'in kapısına gelen halka TOMA'larla saldırmazdı. Cezaevine atıp bu sorundan kurtulacağım diye düşünen ve yanılan bir diktatör şimdi gördü ki, cezaevinde bile bir direniş sergileniyor. 
 
* Kısa bir süre önce kardeşi Mehmet Öcalan, Abdullah Öcalan ile devlet yetkililerin isteği üzerine bir görüşme gerçekleştirdi. Fakat Leyla Güven talebinin düzenli görüşme olduğunun altını çizdi. Sizce Leyla güven şahsında yayılarak devam eden açlık grevleri Türkiye'yi uluslararası arenada zorlar mı? Ve bir yaptırım durumu olur mu Türkiye'ye?
 
Tabii ki zorlar, şimdi de zorluyor. Avrupa’nın birçok ülkesinde hükümet yetkilileri ve vekiller tarafından hatta Avrupa Parlamentosu'nda (AP) çağrılar geldi. Bir yaptırımın olup olmayacağını söyleyemem, bilmiyorum. Fakat Türk devletini bu tecridin kaldırmasına yönelik zorlamalar olabilir diye düşünüyorum.