10 Ekim'in ardından 3 yıl: Dava iktidarın istediği gibi sonuçlandı

  • 09:53 9 Ekim 2018
  • Güncel

 

Dilan Babat-Habibe Eren
 
ANKARA - Gar katliamın üzerinden geçen 3 yılda asıl sorumlular yargılanmazken, 56 celse süren mahkemede sadece 9 sanık ceza aldı. 10 Ekim'de eşlerini kaybeden Mehtap Sakinci Coşkun ve Emel Kitapçı, o günden bugüne adalet talebini haykırmaya devam ediyor. 
 
Bundan 3 yıl önce siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının çağrısıyla ülkenin dört bir yanından gelen on binlerce kişi, “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi” için Ankara Tren Garı önünde bir araya gelerek Sıhhiye Meydanı’na çıkmaya hazırlanıyordu. Saat 10.05’i gösterdiğinde DAİŞ’in gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısı sonucu en küçüğü henüz 8 yaşında olan 103 kişi yaşamını yitirdi, 500’den fazla kişi yaralandı. 
 
Aradan geçen 3 yılda, 10 Ekim, “barış” söyleminin dillendirildiği bir şiar olarak hafızalarda kalırken, katliam mağdurları ise hala gerçek adaletin geleceği günü bekliyor.
 
'İnsanlar kendilerini hukuk mücadelesi içinde buldu'
 
10 Ekim’in ardından siyasi atmosferin giderek karanlık bir hal alması ve demokratik kesimlere yönelik baskının artmasıyla birlikte aileler ve yaralılar, tüm saldırılara rağmen her ayın 10’unda Gar önünde anma gerçekleştirdi. Mahkemelerde, sokakta, gar önünde ve her platformda 10 Ekim'i hafızalarda tutmak için mücadele eden aileler, katliamın 3'üncü yılında hem yargılama sürecini hem de yaşadıklarını anlattı.  
 
Katliamda eşi Avukat Uygar Çoşkun’u kaybeden 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği (10 Ekim-Der) Başkanı ve Gar Katliamı avukatlarından olan Mehtap Çoşkun, 10 Ekim’den bu yana yaşanan mahkeme sürecini anlattı. Mehtap, “Katliamın üçüncü yılına geldiğimiz şu günlerde geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz tek bir şey var, oda bu ülkede gerçekten bedel ödemenin tek başına kâfi sayılmadığı, bedel ödemelerin gerçekten insanların yaşadığı süre boyunca ödediğidir. İnsanlar yakınlarını kaybettikten sonra kendilerini büyük bir hukuk mücadelesinin içinde buldular. Salonları hınca hınç doldurdukları mahkemelerde IŞİD’li sanıklarla yüzleşip onların nasıl bu ülkede terör örgütü mensubu olarak addedilmediklerine tanıklık etmek zorunda kaldılar” dedi.  
 
‘Bu ülkede büyük bir katliam yapılıyor 9 kişi ceza alıyor’
 
Dava süresince 54 duruşmanın görüldüğünü ancak yargılanan sanıkların yeterli cezayı almadığını vurgulayan Mehtap, 19 DAİŞ’li sanıktan 9’unun ağırlaştırılmış müebbet cezası aldığını belirtti. Geriye kalan 10 kişi hakkında ‘örgüt üyeliği’ suçları kapsamında bir takım cezalar verildiğinin altını çizen Mehtap şunları kaydetti: “Bu tutuklular yaklaşık 2 yıldır tutukluydular. Uzun tutukluluktan kaynaklı iki gün sonra salıverilecekler. Mahkeme salonunda kararın verildiği 3 Ağustos 2018 tarihinde özellikle az ceza verilen ya da suçun unsurları ortaya koyulmadan bir nevi ödüllendirilmiş mahiyete ceza alan 10 sanık yönünden tahliyelerin bugün değilse en kısa zamanda onların lehine işleyebileceğini bilerek mahkeme salonundan çıktık. Bu ülkede büyük bir katliam yapılıyor ancak sadece 9 kişi ceza alıyor.” 
 
‘Mahkeme heyeti dosyayı kapatma peşindeydi’
 
Katliamı gerçekleştirenlerin DAİŞ üyesi olmaktan ve Ankara katliamıyla ilişkilendirilmediğini ifade eden Mehtap, Antep Katliamı ile ilişkilendirilen birkaç sanığın var olduğunu söyledi. Mehtap, “Her şeyden önce büyük salonlarda koca kararlarla ya da çok ciddi bir bakış açışıyla, insani, hukuki ve vicdani kanaati şeklinde işletilecek bir kararla dava yürümedi. Mahkeme heyeti de şunu söylüyordu: ‘Ben bununla ilgili bir an önce karar vereyim, buna 10 tur ömür biçtim 10 turda ne kadar olacaksa o kadar olsun. Vereceğim karar önüme koyulan dosyalarda, sanıklara verilecek en yüksek cezaları veririm. Diğerlerine de örgüt üyesi cezası veririm. Bu süreci böyle kapatırım. Bu dosya böylece kapatılır’ düşüncesiyle hareket etti” diye kaydetti.
 
‘Dava iktidarın istediği gibi sonuçlandı’
 
Gerçekleştirilen katliamdan sonra Türkiye’de üç günlük yas ilan edildiğini; ancak ilan edilen yasın bile göstermelik olduğunu dile getiren Mehtap, “Bu kadar basit bir yargılamayla insanlara ‘size adaleti veriyoruz, adalet tesis etti haberiniz olsun’ tarzında bir yaklaşımı kabul etmiyoruz. Bütün mahkemelerde biz oradaydık. 54 duruşma, 10 tur ve 2 yıl boyunca bizler orada çıkacak bir kararı bekledik. ‘Bize rağmen bir karar verilecekse buyurun verilsin’ dedik. O kadarı yapılamadı. Dosyada hükümle birlikte tutuksuzluk halde bir karar olarak önümüze koyulabilirdi. Gelinen noktada şunu bir kez daha anlıyoruz, çok basamaklı yolda biz daha çok baştayız. Çünkü bu süreçler bizim istediğimiz gibi değil, iktidarın istediği gibi sonuçlanıyor. Böyle olduğu sürece biz geride kalanların bu mücadelesi adalet ile ilgili talepleri, inadımız da çabamızda bitmeyecek” ifadelerini kullandı.  
 
‘Cenazelerimizi henüz kaldırmadık…’
 
10 Ekim’de Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) üyesi Anarko anarşist olan eşi Ali Kitapçı’yı kaybeden Iraz Emel Kitapçı ise, katliam sürecini öncesi ve sonrası olarak değerlendirdi. “Benim için bu üç yılın bir öncesi var, bir de sonrası. Biliyorum ki tüm kayıp yakınları ile yaralılar da aynı durumda. Üç yıl öncesine kadar farklı hayatlar yaşıyorduk” diye sözlerine başladı. Emel, devamında şöyle konuştu:  “Saatin durması gibi... 10 Ekim günü saat 10.04 de hayat durdu bizim için. Sonrasında hep 10 Ekim katliamı ve diğer katliamlar… Hayatımız mezarlıklar, anmalar ve mahkemeler arasında geçer oldu. Asıl yapmamız gerekenler bunlar da geride kalan her şey temel ihtiyaçlarını öylesine karşıladığın uğraşlar gibi. Öylesine yediğin, içtiğin, uyuduğun, işe gittiğin hatta öylesine güldüğün... Kabullenemediğim ve asla kabullenemeyeceğim bir ölüm var ortada. Kendi adıma söyleyeyim cenazemizi henüz kaldırmadık. Biz nasıl ki 10 Ekim gününde kaldıysak cenazelerimiz de o alanda hala bekliyor.”
 
’10 Ekim’i yaşayan herkeste bir travma oluştu’
 
10 Ekim’in cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı olduğunu söyleyen Emel, “103 ölü, 500’ ün üzerinde fiziki yaralanmaların yanında o gün orada bulunanların neredeyse tamamında psikolojik rahatsızlıkların başladığını vurguladı. Emel, “Başkentin ortasında sivil toplum kuruluşlarına yönelik yapılması da ayrı bir travma oluşturdu. Bu çerçeveden bakarsak iktidar ne derse desin bu katliamın toplumun çoğunda yarattığı bir rahatsızlık var. Kendilerinin inanmadan da olsa yapmak zorunda kaldığı 3 günlük yas var” dedi. 
 
‘Özü, mücadele, dayanışma ve direnmeydi’
 
Hafıza olmakla ilgili söylenebilecek tek şeyin görünür olmak olduğunu söyleyen Emel, mahkemelerde, aylık düzenlenen anmalarda ve yıllık anmalarda görünür olduklarını vurguladı. Emel, “Çok kısa zamanda örgütlenmeyi sağlayan 10 Ekim derneğinin de bunda emeği çok fazladır. Birbirimizin yarasına merhem olmaya çalıştık. Yani özü mücadele, dayanışma, direnme idi. Ancak şunu eklemek gerek Cumartesi Annelerinin yanında bizim hedef gösterilmemiz en azından bugün için daha basit kalıyor. Bugün AHİM'e baktığımızda da devletlerarasındaki çıkar ilişkilerine göre karar verdiğini görüyoruz. Yani adalet orada da yerle yeksan olmaya doğru gidiyor. Her şeye rağmen biliyoruz ki toplumsal gelişmeler düz bir çizgi halinde sürmez. Bu günleri iniş olarak kabul edersek, bu sürecin elbette bir çıkışı olacaktır ve o güne kadar bizler üzerimize düşeni yapmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
 
‘Çekim yapmam için en öncelikli konu 10 Ekim’
 
10 Ekim katliamından sonra, 10 Ekim’e ilişkin her türlü etkinliği ve eylemi çeken video aktvist Sibel Tekin ise, gözlemlediklerini anlattı. Sibel, şöyle konuştu: “Ben 10 Ekim’i yaşamadım. Daha çok sonrasını yaşadım. Tanıdığımız bir sürü insanı kaybettik. Özelikle Ankara’da katliamda yaşamını yitiren insanlar her eylemde gördüğümüz ya da üniversitede öğrenci olan tanıdık insanlardı. Benim çekim yapmam için en öncelikli konu 10 Ekim. Anma olsun, davanın takibi olsun, mutlaka bunları kayda geçirmeye çalışıyorum. İktidarlarca unutturulmaya çalışılan, gösterilmemeye çalışılan bir hakikat var. Bu hakikati insanlara ulaştırmak için benim yapabileceğim şey bunu kameraya kaydetmek. Kendimi video aktivist olarak tanımladığım ve metin üzerinden çok daha bir şey yapmadığım için içeride olmaktansa derneğe yardımcı olmayı amaçlıyorum. 10 Ekim ile ilgili her anmayı ve etkinliği toplumsal belleğe kaydetmeye çalışıyorum.” 
 
‘Devlet hatırlatmamak için elinden geleni yapıyor’
 
10 Ekim’in devrimci ve sosyalist kesimlerde büyük bir travma yarattığını ve sonrasında bir çok kurumun eylem çağrısının sorumluluğunu alamaz hale geldiğini belirten Sibel, “10 Ekim aileleri ve yaralıların kurduğu dernek, unutturmamak için bir şeyler yapmaya çalışıyor. Onların yanında onlara yardımcı olan insanlar var. Zaten devlet bunu hatırlatmamak için elinden geleni yapıyor. Normalde gar önüne bir anıt projesi belediye meclisinden kararı alınmışken hala bir anıt yapılmadı. Aileler anmalarda anıt taleplerini hafızalarda tutabilmek için sık sık gündeme getiriyor. Adalet talebini yineliyor” ifadelerini kullandı. 
 
‘Aileler ‘firari’ sanıklar için yine mahkemede olacak’
 
10 Ekim ailelerinin ve yaralıların 56 celse devam eden mahkemenin tümünü takip ettiklerini ve her zaman “Yalnız buradaki katiller değil asıl sorumlular da yargılansın” talebini dillendirdiklerini vurgulayan Sibel, tutuklu sanıkların mahkemesinin sona erdiğini kaydetti. Sibel, “Şimdi firari sanıkların mahkemesi 8 Kasım’dan itibaren devam edecek. Hiçbir sanık olmamasına rağmen aileler yine mahkemede olacaklarını, takibi bırakmayacaklarını söylüyorlar” diye belirtti.