Gazeteci susarsa toplum susar: Gerçeklerden taviz vermeyeceğiz

  • 09:06 18 Ekim 2018
  • Güncel

 

DİYARBAKIR - Diğer tutsak meslektaşları gibi kendisinin de mesleki faaliyetlerinden dolayı şuan cezaevinde bulunduğunu belirten gazeteci Kibriye Evren, gazetecilerin toplumun vicdanı olduğunu ve bundandır ki önce gazetecilerin susturulmaya çalışıldığını kaydetti. “Gazeteci susarsa toplum susar” diyen Kibriye, gerçeklerden taviz verilmeyeceğinin altını çizdi. 
 
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla 9 Ekim sabahı gazeteci ve siyasetçilere dönük gerçekleştirilen operasyon kapsamında gözaltına alındıktan sonra tutuklanan gazeteci Kibriye Evren, hem baskın sırasında hem gözaltında hem de cezaevinde yaşadıklarını anlattı. Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Kibriye, operasyonla kadın iradesinin hedef alındığına işaret etti. 
 
Evde ve emniyette çıplak arama dayatması 
 
Gece saat 01.00 sularında kaldığı evin kapısının kırılırcasına çalındığını belirten Kibriye, “Kapıyı açmak için kalktım fakat zaten kapı kırılmış bir vaziyetteydi. Kapıda özel hareket timleri bağırıp çağırarak, hakaret ederek silahları üzerimize doğrulttu. Bizi yere yatırıp, sırtımızı basarak kafamıza silahları dayadılar. 2 kişi sırtımıza basarken diğerleri odaları gezdi. Özel timler ‘etraf temiz’ deyip dışarı çıktı o sırada da sivil polisler gelip evi aramaya başladılar. Tüm odaları ‘arama’ adı altında dağıttılar. Haber için kullandığım iki bilgisayarım ile kitaplarım ve telefonuma da el koydular. Bu arada kadın polis tarafından odaya alınarak çıplak aramaya zorlandım. Sözde şahit olarak da evime erkek getirildi. Kadınların kaldığı bir evi basıyorlardı ama bir kadın şahit getirmediler” diye belirtti. 
 
Çıplak arama dayatmasına maruz kaldığının altını çizen Kibriye, tüm özel eşyalarının erkek şahitlerin yanında etrafa saçıldığını kaydetti. Kibriye, “Evden ters kelepçe ile çıkarıldıktan sonra sağlık kontrolü adı altında hastaneye götürüldüm. Doktora sırtımıza basıldığını ısrarla belirtmeme rağmen muayene edilmeden ‘darp yoktur’ raporu ile hastaneden çıkarıldım. Doktorun muamelesi de emniyettekilerden ve polislerden farksız değildi. Evdeki çıplak aramadan sonra emniyette de ikinci kez çıplak arama dayatmasında bulunuldu. Emniyete gittiğimde aralarında gazetecilerin, siyasetçilerin ve kadın avukatların da olduğu 60’a yakın kadının gözaltına alındığını gördüm. Bu operasyonun kadın iradesini hedef alan bir siyasi operasyon olduğunu anlamak zor olmadı” ifadelerini kullandı. 
 
‘Kürtçe savunma yapmak istemem üzerine tutuklamaya sevk edildim’
 
Gözaltına alındığının 4’üncü günü savcılığa sevk edildiklerini aktaran Kibriye, dosyada gizlilik kararı bulunmasından dolayı avukatlardan suçlamalara ilişkin bilgi edinemediklerini ve savcılıkta suçlamaları öğrendiklerini belirtti. Savcılıkta Kürtçe savunma yapmak istemesine karşı ifadesinin alınmadan tutuklamaya sevk edildiğini kaydeden Kibriye, şöyle dedi: “Hakim sorgusunda, gazetecilik faaliyetlerimden dolayı yurt dışına çıkmış olmamın ‘örgüt suçu’ olarak görüldüğünü öğrendim. Yine farklı haber sitelerinde çıkan haberleri sosyal medya hesabımda reetwetlemem suç sayıldı. Farklı zamanlarda röportaj yaptığım haber kaynaklarım ve arkadaşlarım ile çekilen fotoğraflarım ise ‘pikniğe gittiğim ve burada örgütsel suç işlediğim’ iddiası ile önüme getirildi. Tüm bu suçlamaların ise 3 gizli tanığın ifadeleri sonucu toplandığı ve dosyaya delil olarak eklendiğini anladık.” 
 
 ‘Gazetecilik faaliyetlerimden dolayı cezaevindeyim’
 
Türkiye’de özgür gazetecilik faaliyetlerinin geçmişte olduğu gibi bugün de zor olduğunu ifade eden Kibriye, “Diğer tüm gazeteciler gibi mesleki faaliyetlerimden dolayı cezaevinde olduğumun farkındayım. Mevcut iktidar kendi gibi olmayanı, kendi gibi düşünmeyeni, kendisine şakşakçılık yapmayan herkesi ya ‘terörist’ ilan ediyor ya zor aygıtını kullanarak susturmaya çalışıyor ya da tutuklayarak hakikatin üzerini kapatmaya çalışıyor. Gazetecilerin tutuklanmasında ülkeler arası birinciliği elden bırakmamakta ısrarcı olan mevcut iktidar, tutuklamalarla gazetecileri susturma, dışarıda kalanları ise korku yaratarak bastırmak ve haber yapamaz hale getirmek istiyor” dedi. 
 
‘Cezaevine de kelepçeli getirildik’
 
Türkiye’de tek suçu topluma hakikati yansıtmak olan yüzlerce gazetecinin cezaevinde bulunduğunu anımsatan Kibriye, “Bu suçlamaların bireysel değil toplumsal bir bastırma ve susturma politikası olduğunu ve yargının da buna alet olduğunu açık bir şekilde görüyoruz. Tutuklamanın ardından cezaevine ellerimiz kelepçeli getirildik. Cezaevi binasında jandarma kontrolünde işlemlerimiz yapılırken dahi kelepçelerimiz çıkarılmadı. Bu uygulama karşısında bir arkadaşımız ‘mantık dışı bir uygulamadır bu’ demesine karşılık polisin ise ‘mantık arama’ söylemi bu siyasi soykırımın somut ifadesi oldu. Gerek dosyanın hazırlanma biçimi, gerek bu kadar gazetecinin, siyasetçinin ve kadın aktivistin tutuklanmasının mantık dışı bir uygulama olduğunu devletin kendi ağzından duymak manidar, ironik hatta trajik komiktir” diye belirtti.  
 
‘Önce gazeteciler susturulmak isteniyor’
 
“Tutuklanmamda kadın gazeteci ve kadın olmamın rolü yadsınamaz” diyen Kibriye, şöyle devam etti: “Her alanda olduğu gibi bu alanda da erkek egemen akıl karşımıza çıkmaktadır. Bu zihniyetin sonucu olarak ortaya çıkan kadın katliamları, taciz, tecavüz, doğa ve hayvan katliamları, ekonomik krizin en fazla kadını, çocuğu etkilemesi, yıllardır devam eden savaşın her yönü ile kadını etkilemesi ve benzeri konuları kadın gazeteciler olarak dile getirmemiz, yazmamız, çizmemiz, var olan zihniyete dokunmamızın, teşhir etmenin bir sonucu olarak hedef alındığımız kanısındayım. Devlet biz gazetecilerden 3 maymunu oynamamızı istiyor. Halbuki gazeteci toplumun vicdanıdır. Gazeteci hakikati yazmaz, susar ve duymaz ise topluma değil mevcut iktidara hizmet etmiş olur. Özgür ve tarafsız gazetecilik, gerçekleri ve hakikati açığa çıkardığı zaman anlam bulur, toplumsallaşır. Bu toplumsallığa karşı duyulan vicdani sorumlulukla gazetecilik faaliyeti yürütülmelidir. Bundandır ki tüm bu baskılara ve tutuklamalarla toplum şahsında önce gazeteciler susturulmak isteniyor, gazeteci susarsa toplum susar. Gerçeklerden taviz vermeyeceğiz.”