‘Nafaka düzenlemesi diğer koruma hükümlerini de etkileyecek’

  • 09:08 7 Kasım 2018
  • Güncel

 

Safiye Alagaş
 
İSTANBUL - ÖHP Kadın Komisyonu Üyesi Avukat Didar Erdem, nafakaya el atan bir düzenlemenin belli bir zamandan sonra diğer koruma hükümlerini de etkileyeceğini belirterek, “Çünkü bu değişiklik kanunla çelişkili hale gelecek ve diğer hükümlerin de uyarlanmasını gerektirecektir. Toplumsal sorunların kaynağını ele almadan ortaya atılan yasal değişiklik tartışmaları sağlıksızdır” dedi.
 
Adalet Bakanlığı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ortak düzenlediği çalıştayda nafaka sistemi ile ilgili düzenlemeler gündeme geldi. Düzenlemede, yoksulluk nafakasının ödenmesine en az 1 yıl, en fazla 5 yıl olmak üzere süre kısıtlaması ve ayrıca yoksulluk nafakasının bağlanması için bir dizi koşul aranması isteniyor. 
 
Kamuoyunun tartıştığı gündemlerden biri olan nafaka düzenlemesini Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP) Kadın Komisyonu Üyesi Avukat Didar Erdem değerlendirdi. 
 
‘Son derece sıkıntılı bir düzenleme söz konusu’
 
Yoksulluk nafakasının, evliliğin bitmesi nedeniyle yoksulluğa düşecek olan tarafa, daha ağır kusurlu olmaması koşuluyla ödenen aylık olduğunu ifade eden Didar, bu durumun ise yasada “süresiz” olarak belirtildiğini kaydetti. Nafakayı düzenleyen medeni kanunda kadını özel olarak koruyan bir maddenin olmadığının altını çizen Didar, “Hatta nafakanın düzenlendiği bir diğer mevzuat olan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin önlenmesine dair kanunda dahi nafaka açısından kadına özel ve ayrıcalık sağlayan bir düzenleme yer almaz” diye konuştu.  Kanunda söz edilen “süresiz” kelimesinin çarpıtılarak yansıtıldığına vurgu yapan Didar, kanundaki ilgili diğer hükümleri yok sayarak, kullanılmış tek bir kelime ile farklı bir algı yaratılmaya çalışıldığının altını çizdi. Didar, söz edilen nafaka yükümlülüğünün,  mahkeme kararlarında bir süre belirtilmeksizin süresiz olarak hükmedildiğini söyledi. 
 
Gündemdeki tartışmanın asıl amacının nafaka kararlarını süreye tabi tutmaya yönelik olduğuna dikkat çeken Didar, şöyle konuştu: “Bu durum pratikte ciddi sıkıntılar yaratır. Türkiye’de yargılamaların çok uzun sürdüğünü de göz önüne alırsak, mağdur olan ve lehine nafakaya hükmedilen taraf açısından ikinci bir mağduriyet oluşacak. Ceza hukukunda nasıl ki masumiyet karinesi ilkesi varsa, Aile hukukunda da zayıf konumda bulunan nafaka alan şahsın var sayım olarak bu nafakaya hala muhtaç olduğu kabul edilmelidir. Çünkü nafaka kusur durumu ve ekonomik koşullar değerlendirilerek hükmedilen bir karardır ve yargılama içinde geniş araştırmalar neticesinde miktar belirlenir. Belirttiğimiz gibi karar sonrası, ekonomik koşullarda somut bir farklılık var ise zaten iddia eden tarafın açacağı nafaka davası ile yeni bir hüküm kurulabiliyor. Yani yasada nafakanın süreli olarak hükmedilmesini gerektirecek bir ihtiyaç veya açık bulunmuyor. Medeni hukukun kümülatif yapısı, tecrübelerden edinilmiş birikim, bunca içtihat ve uzmanlık gerektiren tartışmalar bir yana itilerek, erkek erkeğe kafa kafaya verilerek biz nasıl bunu el yordamıyla hallederiz bakış açısıyla oluşturulmaya çalışılan son derece sıkıntılı bir düzenleme söz konusu. Bu tartışmanın yasalaşması halinde kadınlar kısa bir süre için korunmaya alınacak. Bu sürenin sonunda eğer nafakaya ilişkin yeni bir karar alınmazsa ki zaten yargılamalar uzun ve masraflı olduğu için uğraşmak istemeyen zayıf taraf bir kez daha mağdur olacak.”
 
‘Nafaka bir lütuf gibi yansıyor’
 
Nafaka yönünden koruma sağlanamayacağı için kadınların mutsuz oldukları evlilikleri devam ettirmek zorunda hissedeceğinin altını çizen Didar, bu durumu kadınlar açısından hayati önem taşıdığını söyledi. Kadınların sistemin oluşturduğu aile kurumu ve kendilerine yükletilen toplumsal role ayak uydurmaya çalışırken nesneleştirildiğini ifade eden Didar, kadınların zavallılaştırılıp pasifize edildiğine ve en önemlisi güçsüz olduğu yalanına inandırılmaya çalışıldığını kaydetti. Didar, “İradesi, hisleri, zevkleri nasıl mutlu olacağına ataerkil sistem karar veriyor. Ekonomik özgürlüğü olan güçlü kadından korkan zihniyet, kadını muhtaçlaştırarak kendisine itaat etmeye zorluyor. Mevcut nafaka düzenlemesine süre kısıtlamaları gelmesi halinde de bu muhtaçlaştırma politikası kadına ikinci bir engel oluşturacak. Çünkü belirli aralıklarla tekrar edilmesi gerekecek bir dava ile tekrar tekrar yıpranacaklar. Psikolojik olarak yıpranacakları yeni bir süreçle tekrar tekrar yüzleşmek zorunda kalacaklar” dedi.
 
Nafaka konusu sorulduğu an sadece kadının kısa bir süre evli kalsa bile her halükarda kendisine bağlanan ve hayatını kolaylaştıran bir “lütuf” algısının açığa çıktığına değinen Didar, nafakanın kusur,  çok yönlü derin incelemeler ve ekonomik durum araştırmaları neticesinde hükmedilen bir yükümlülük olduğunun altını çizdi. Hükmedilen rakamların herhangi birinin takdirine veya keyfine göre verilmediğini dile getiren Didar, boşanmaya taraf kişilerin bütün mal varlıklarının incelendiğini, sigorta kayıtlarına, banka hesaplarına, maaşına ve diğer her türlü gelirlerine bakılarak tarafların sosyo ekonomik durumu incelendikten sonra bir rakama hükmedildiğini aktardı. Didar, “Hükmedilen rakam daha ağır kusuru bulunmayan diğer eşin yararına veriliyor. Yani burada lütfedilen bir durum yok, evliliğin bitmesinde kusuru bulunan tarafa bir borç yükletiliyor. Zaten çoğunlukla kadının yaşantısını geçindirmeye yetmeyecek ve hatta kolaylaştırmaya dahi yeterli olmayan kadar ufak rakamlar söz konusu oluyor” ifadelerini kullandı.
 
‘Çok sayıda kadın boşanmaya cesaret edemiyor’
 
Evlilik birliği içinde çok ciddi sorunlar yaşamasına rağmen boşanma davası açmaya cesaret edemeyen çok sayıda kadının bulunduğunu söyleyen Didar, bunların bir kısmını da kendi mesleklerini elinde bulundurabilen statü sahibi kadınların oluşturduğun kaydetti. Didar, sürekli ve her açıdan sömürülen taraf olan kadınların toplumdaki “boşanmış kadın algısı”  nedeniyle yeri geldiğinde ekonomik özgürlüğü olsa dahi boşanma kararı vermeye cesaret edemediğini vurguladı. Didar, şöyle devam etti: “Çünkü sistem içinde onları koruyabilen bir kaynak yok. Bu kaynak yalnızca maddi kaynağı ifade etmiyor. Onları fiziksel koruyabilen bir yazılı bir kaynak yok. Artan kadın cinayetleri var. Boşanmaya karar verdiği için öldürülen kadınlar var. Boşandıktan sonra hala eski eşinin şiddeti, tehdidi ve tacizleri ile karşı karşıya kalan kadınlar var. Önleyici tedbir kararı olarak koruma aldıkları zaman bu koruma kararının uygulaması yetersiz olduğu için kadınlar bu şiddete maruz kalmaya devam ediyorlar.  Somut bir saldırıya dönüşmediği sürece devlet bir koruma da tahsis etmiyor. Boşanma kararı ve sonrasında doğabilecek daha soyut mağduriyetler bir yana, fiziksel açıdan koruma ihtiyacı duyan bir kadın mevzuatta yer almasına rağmen pratikte fiziksel korumadan dahi faydalanamıyor.”
 
‘Kasıtlı olarak belirli gündemler oluşturulmaya çalışılıyor’
 
Kasıtlı olarak belirli zamanlarda belirli gündemler oluşturulmaya çalışıldığını belirten Didar, bu gündemlerden birinin de tartışmaya açılan kürtaj meselesi olduğunu dile getirdi. Kadınların bu tartışma karşısında güçlü bir örgütlenme hayata geçirdiğini kaydeden Didar, kadınların örgütlü gücü karşısında kürtaj yasasının geri çekildiğini söyledi. Kadınların şimdi de gündeme getirilen nafaka için örgütlü bir güçle bir araya gelmesi gerektiğine işaret eden Didar, “Kadınların ne kadar ve ne zaman doğuracağına, ne giyeceğine, ne yapabileceğine karar veren sistemlere karşı kadınların dünyanın her yerinde yürüttüğü ama ortak bir mücadelesi var. Bugün nafakayla ilgili düzenleme tartışmaları ile oluşturulmaya çalışılan, aslında kadını olabildiğinde muhtaç hale getirmektir. Onu zavallılaştırmak, pasifleştirmek, nesneleştirmek, onu bir birey olarak yok saymak ve onun adına karar verilen bir konuma yerleştirmektir” diye belirtti. 
 
‘Nafakaya el atılırsa diğer koruma hükümlülükleri de etkilenecek’
 
Nafakaya el atan bir düzenlemenin belli bir zamandan sonra diğer koruma hükümlerini de etkileyeceğini ifaden eden Didar, “Çünkü bu değişiklik kanunla çelişkili hale gelecek ve diğer hükümlerin de uyarlanmasını gerektirecektir. Örneğin evlenmenin sona ermesi ile beraber evlilik içinde satın alınan, edinilen malvarlıklarının paylaşılması ile ilgili olarak yasa tarafların çalışıp çalışmadığı ayrımını yapmaksızın kural olarak eşit bir bölüştürme yaparken nafaka hükmündeki değişiklik zamanla bu paylaşım üzerine de bu etkisini yansıtacaktır. Zamanla hangi tarafın çalışıp çalışmadığı ve bu hak sahipliği açısından eşitlikten uzaklaşan bir düzenlemeyi gerektirecek. Bu durumda da ev kadını olan kadınlar çalışmadıkları gerekçesiyle bu malvarlıkları üzerinde de hak sahibi olamayacaktır. Eleştirdiğimiz burjuva hukukunda bile insana, emeğe ve maneviyata önem verilip özellikle aile hukukunda anne şefkatinden, manevi zarardan, evlilik içinde çalışmayan tarafın da eşe manevi olarak destek verdiği varsayımlardan bahsedilmesine rağmen, şuan yürütülen seviyesi düşük tartışmalar eldeki kazanımların da zarar görmesine neden olacaktır. İnsanların yaşam biçimine şekil veren sistem sadece kadını değil erkeği de sömürüyor. İktidarını hissettirmek için daha fazla şiddete yönlendiriyor. İktidarını sürdürebilmek için sorumluluğu da üstlenen erkek bununla baş edemediği zaman bu kez şiddete başvuruyor. Çarpık ve sonlanamayan mutsuz ilişkiler ve en önemlisi çocuklar yaratıyor. Bu nedenle toplumsal sorunların kaynağını ele almadan ortaya atılan yasal değişiklik tartışmaları sağlıksızdır” dedi.