Pervin Buldan: İtiraz sokaklarda yan yana olmalı

  • 10:26 16 Kasım 2018
  • Güncel
Dilan Babat-Habibe Eren 
 
ANKARA - HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, kadınların var olan şiddet sarmalına karşı daha güçlü bir mücadele zeminine ihtiyacı olduğunu belirterek, “Birlikte hareket etmenin birçok gerekçesi var. İtiraz elbette ki sokaklarda olmalı. Mutlaka yan yana gelerek olmalı” dedi. 
 
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “örgüt propagandası” yaptığı gerekçesiyle hakkında fezleke hazırlanan Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla kadına yönelik şiddet, cinsel saldırı ve katliamların önlenmesine dair HDP'nin yürüttüğü mücadeleye ilişkin sorularımızı yanıtladı.
 
* Yeni rejim, ilk saldırılarında kadınları hedef aldı. Çok sayıda kadın siyasetçi cezaevinde ve birçoğuna yönelik baskılar da devam ediyor. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Sadece 'Tek adam rejimi’nin hayata geçmesini değerlendirmek eksik olur. AKP Hükümeti’nin 16 yıllık iktidarı döneminde bu zihniyetin hakim olduğunu hepimiz biliyoruz. Ve kadın siyasetçiler başta olmak üzere hem yerellerde hem de merkezi anlamda kadına bakış açısı değişmediği sürece bu zihniyet devam edecek gibi gözüküyor. AKP Hükümeti’nin özellikle 16 yıllık iktidarı boyunca kadına yaklaşımı ve kadınların siyasette yer almasından kaynaklı duydukları rahatsızlıkların farkındayız. Ve bunu da aslında en fazla kadına sahip çıkan, kadın temsiliyeti oranını en fazla Meclis’e taşıyan yine karar mekanizmalarında söz sahibi olabilmeleri için kadınların önünü açan bir parti olarak HDP üzerinde yoğunlaştığını görüyoruz. O yüzden belediye eşbaşkanlarımızın, milletvekili arkadaşlarımızın, eş genel başkanlarımızın bütün bunların yaşandığı süreçle bağlantısını kurarak HDP üzerinden saldırıların en fazla kadınlara yönelik olduğunu görüyoruz. AKP Hükümeti kendi kadın politikaları ve kadına yaklaşımı ile aslında kadını yok sayan, görmezden gelen ve duymayan zihniyetin yalnızca 'tek adam rejimi' ile olmadığını bir bütünen AKP Hükümeti’nin genel yaklaşımı olarak değerlendirebiliriz.  
 
Kendi partilerinde görev yapan kadınların da aslında bu eril zihniyetten çok fazla etkilendiklerini ve ideolojik anlamda AKP'den çok farklı düşünmediklerini görüyoruz. Kadına yönelik şiddet, kadın katliamlarında ve tecavüze karşı ne yazık ki diğer kadınlarla ortak bir zemin yakalayamıyoruz. İdeolojik anlamda daha çok kadınların kendi partilerinin düşündüğü gibi hareket ettiklerini görebiliyoruz. Bu elbette ki Türkiye'nin bir gerçekliği olarak da ifade edilebilir. AKP'den önceki hükümetler ve sistem de kadına yaklaşım noktasında çok farklı değil. O zamandan başlayan ve bugüne kadar devam eden bir gelenek sürüyor. Bu geleneği belki de yıkmak, değiştirmek ve bu geleneğin değişmesi açısından HDP'de siyaset yapan kadınlara büyük bir görev düşüyor. Yeterli mi? Elbette ki yeterli değil. Çünkü kadınların ekonomik, siyasal ve soysal anlamda yaşadığı sıkıntılar devam etmekte. Bu yönlü de bir öz eleştiri vermek gerekiyor.
 
* 25 Kasım'da Mirabal Kardeşler’den alınan mirasla kadınlar dünyanın dört bir yanda mücadele ediyor. Mirabal Kardeşler, ülkelerinde diktatörlüğe karşı direniyorlardı. Bugün Türkiye'deki kadınlar tüm baskı politikalarına karşı sokakları terk etmiyor. Bu direngenliği nasıl görüyorsunuz?
 
Ben açıkçası Kürt kadın hareketi ile Türkiye kadın hareketlerinin ortak zeminlerde çalışabilmesi, bulaşabilmesi ve mücadele edebilmesi açısından 25 Kasım'ın bir vesile olduğunu düşünüyorum. Fakat bu mücadele sadece kadın meselesi olarak ele alınmamalı. Burada erkeklere de büyük sorumluluklar düşüyor. Bu yaklaşıma itirazın erkekler tarafından da verilmesi gerekiyor. Ortak mücadele alanları var. Bu alanları birlikte kullanmak hem önemli hem de bu anlamda önümüzdeki süreçler de ortak mücadele zeminlerini yakalayabileceğimizi düşünüyorum. Örneğin; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü ardından yaklaşan yerel seçimlerle mücadele büyütülebilir. ‘Kadınlar hiç sokağı terk etmedi’ diyoruz. ‘Sürekli meydanlarda en ön saflarda oldu’ diyoruz ama açıkçası biraz daha güçlü bir mücadele zeminine ihtiyaç var. En azından bu mücadele tarzının ve ortak mücadele zeminlerinin yapacağımız etkinlik ve eylemlerde biraz daha özen gösterilirse ve sorumluluk gösterilirse aşılabileceğine inanıyorum. Evet kadınlar meydanları hiçbir zaman terk etmiyor. Bunun sebebi bence kadına yönelik şiddetin her gün artması. Baskıların artması, kadın siyasetçilerin rehin alınarak cezaevine konulması. Bununla birlikte çatışmalı süreçlerin vermiş olduğu bir kendini dışarıya atma ve mevcut gidişattan rahatsızlık durumunu dışarıda ifade etme gibi bir seçim içerisine giriyor kadınlar.  Bu olumlu. İtiraz elbette ki sokaklarda olmalı. İtiraz mutlaka yan yana gelerek olmalı ve bu birlikte hareket etmenin de bir sürü gerekçeleri var. 
 
* Bugün verilere baktığımızda bir yılda 400'den fazla kadının katledildiğini görüyoruz. Bunun yanı sıra cinsel saldırıda ciddi derecede artış var. Bu süreç bir anlamıyla olağanlaştı. Bu sürecin siyasi ayağı nasıl işletildi? 
 
Fail erkek cezalandırılmadığı sürece bu daha çok erkekleri 'teşvik' eden bir duruma geliyor. Bir kere hukuki anlamda bir değişikliğe ihtiyaç var. Yani kadın katliamlarının ve kadına yönelik şiddetin ağır cezalara tabi tutulması ve bu anlamda bir yasal değişikliğe ihtiyaç var. Meclis’te bu anlamda bizim dışımızda çok bir duyarlılık olmadığı için politik eşitliğe gidilmiyor. Ama şu yapılabilir; Parlamento’da  diğer kadın vekillerin zorlaması ile yapabiliriz. Bunu zaman zaman denemiş olsak bile çok sonuç alamadık. Yine de en azından birlikte vereceğimiz mücadele ile bunu aşabiliriz. 
 
* Çok sayıda DBP'li belediyeye kayyım atandı. Saldırılarda ilk olarak kadın kazanımları hedef alındı. Bugün yine başta nafaka hakkı olmak üzere kadına yönelik şiddette önleyici mekanizmaların yer aldığı 6284 sayılı kanunun kaldırılması gündemde. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Kadın kazanımlarını bertaraf etmek AKP'nin görevleri arasında oldu. Özellikle bölge açısından şunu söyleyebiliriz; kayyımların atandığı yerlerde oradaki eşbaşkanlık sistemi ile kadın meselesine duyarlılık ve kadınların istihdam alanlarını genişletebilecek birçok kurum ve kuruluş kapatıldı. O yüzden bu süreci değerlendirirken hem muhafazakarlaşma yönünden kadınların eve kapatılmak istendiği hem de erkeğe muhtaç edilmek istendiği bir süreci görmemiz gerekiyor. Kadınların istihdam alanlarını ve çalışabilecek, kendini geliştirebilecek sosyal ve siyasi anlamda da hem irade olarak kendini yansıtabilmesinin engellendiği bir girişim var. Başta kadınlar olmak üzere hemen hemen Türkiye'nin her yerinde birçok meselenin bu anlamda daraltıldığı, yok sayıldığı bir gidişata doğru gidiliyor. 
 
* 3 yıldır var olan çatışmalı süreçte kadınlar yaşamını yitirdi, bedenleri teşhir edildi. Bunun yanı sıra kadınlar, dışarıda olduğu kadar cezaevlerinde de şiddet ve birçok hukuksuzlukla baş başa bırakıldı. Bu şiddetin kadının yaşam alanlarına yansımasını nasıl okumak gerekiyor?
 
AKP'nin cezaevi politikaları da hukuksuzluk anlamında devam ediyor. Aldığımız bilgiler doğrultusunda vahşet boyutuna gelmiş durumda. Cezaevlerinde kadınların yaşadığı çıplak aramadan tutalım hastaneye ve mahkemeye götürülürken tacize uğradığını ve bu anlamda çok büyük hukuksuzlukların yaşandığını biliyoruz. En büyük sorun cezaevlerinde yaşanıyor. Bunu görmek lazım. Her gün bize kadınlardan onlarca faks ve mektuplar geliyor. Orada yaşanan usulsüzlükler ve kadınlara yapılan uygulamaları bir kere çok net görmek lazım. Bununla ilgili hem hukuk komisyonumuzun hem milletvekili arkadaşlarımızın araştırma önergelerinden soru önergelerine kadar birçok çabası var. Sokakta kadınlara ne yapılıyorsa aynısı cezaevindeki kadınlara yapılıyor.
 
Oysa özgürlüğünden mahrum, ailesi ile görüşemeyen ve mücadele arkadaşlarından ayrılmış olan kadınların cezaevinde çok farklı uygulama ile karşı karşıya kalması sadece bizi ilgilendiren bir mesele değil. Bir bütünen kadınları ve aslında tüm Türkiye'yi ilgilendiren bir mesele olarak ele alınması gerekiyor. Bu anlamda da bir duyarlılığa ihtiyaç var. Türkiye kamuoyunun yine kadın hareketinin bu anlamda vermiş olacağı tepkilerle bu gidişatı durdurabilir düzeye getirebiliriz.  Ama ne yazık ki bu anlamda da bir yetersizlik var. 
 
* Son olarak HDP 25 Kasım'ı nasıl karşılayacak? Kadınlara çağrınız ne?
 
Bir kere acil olarak sadece düşüncelerinden dolayı cezaevinde olan kadınların ve diğer siyasi tutsakların mutlaka serbest bırakılması gerekiyor. Adaletin ayaklar altına alındığı bir ülkede siyaset yapan, mücadele eden aynı zamanda Türkiye'nin 6 milyonundan oy almış olan bir partinin başta eş genel başkanı Figen Yüksekdağ olmak üzere diğer kadın arkadaşlarımız sadece Meclis’te değil, sadece sokaklarda ve alanlarda değil, aynı mücadeleyi cezaevlerinde de yürütüyor. Bizlere göndermiş olduğu mesajlarla ve vermiş oldukları destekle aslında mücadelenin bir parçası haline geldiler. Yasal bir düzenlemeyle birlikte serbest kalmaları gerekiyor. İkincisi, 25 Kasım'da her kadın şiddete karşı bu meseleyi siyaset üstü bir mesele olarak ele alıp meydanlarda bir araya gelmeli. Bu anlamda bütün kadınları 25 Kasım'da sokaklarda el ele omuz omuza olmaya davet ediyorum. 
 
HDP olarak bu anlamda bir haftaya sığacak şekilde eylem ve etkinlik planlamasını yaptık. Milletvekili arkadaşlarımız yine MYK, PM ve Kadın Meclisi'nden arkadaşlarımız Türkiye'nin her yerinde panellerle, söyleşilerle yine mitinglerle sokakta olacak. Finalin gece yürüyüşünün yapılacağı İstanbul'da da çok güçlü bir şekilde yan yana duracağımız bir planlama çıkardık. Bu anlamda şimdiden herkesi 25 Kasım'da sokaklarda olmaya davet ediyorum.