6284 kadınları şiddetten nasıl koruyor ve neden iktidarın hedefinde?

  • 09:01 30 Kasım 2018
  • Güncel
Habibe Eren
 
ANKARA - 6284 sayılı yasaya dönük saldırıların altında yatan nedenin kadına yönelik şiddetin toplumsal açıdan kabul görmesi olduğunu söyleyen Avukat Arzu Kurt, "Kadınların özgürleşmesine karşı devlet ve erkeklik adeta el ele vermiş, varoluş mücadelelerine ket vurmaktan yana bir ittifaka girmişlerdir" dedi.
 
Türkiye'de kadına yönelik şiddetle mücadelede en önemli mekanizmalardan biri olan 6284 sayılı Kanun 2012 yılında Ayşe Paşalı'nın katledilmesinden sonra kadınların mücadelesi ile getirildi. Peki bu yasa kadınları şiddetten nasıl koruyor ve hükümet bu yasanın kaldırılmasını neden istiyor? Avukat Arzu Kurt,  yasanın içeriğini, kadınların bu yasayla nasıl korunduğunu ve iktidarın neden hedefinde olduğunu değerlendirdi. 
 
'En önemli kazanımlardan biri'
 
Arzu, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadına yönelik ayrımcılığa, şiddet ve baskılara karşı uzun yıllardır sürmekte olan kadın mücadelesi ve emeğinin yasal alandaki en önemli kazanımlarından birinin 6284 sayılı kanun olduğunu söyledi. Arzu, kadına karşı şiddetle mücadelede uluslararası alanda bir eşik olan ve Türkiye'nin ilk ve çekincesiz imzaladığı "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nin (İstanbul Sözleşmesi) hedeflediği amaçlara ulaşılması ve kapsadığı hükümlerin iç hukukta uygulanabilirliğini sağlamak üzere hazırlandığını belirtti.
 
'Eleştirilerimiz olmakla birlikte kazanım olarak önemlidir'
 
Arzu, yasanın kadınların maruz kaldığı şiddet veya şiddet tehlikesi karşısında kendilerini yalnız ve çaresiz hissetmeden başvurabildikleri, hızlı ve ulaşımı kolay bir kanun yolu olduğunu vurguladı. Arzu, "Kanunun hazırlanmasından muhteviyatına, uygulamada yaşanan sorunlardan kanun uygulayıcılarının kanunun ruhuna bakış açılarına kadar ilk günden beri eleştirilerimiz ve önerilerimiz olmakla birlikte, yasal bir kazanım olarak önemlidir. Kabulünden bu yana pek çok kadın bu kanunun sağladığı imkânlardan yararlanmıştır" dedi.
 
Yasa ne gibi somut haklar sunuyor?
 
Kanunun kapsadığı kişiler açısından koruyucu ve önleyici tedbirlerden faydalanmak için herhangi bir ilişki kısıtlaması getirilmediğine dikkat çeken Arzu, bir kadın, evli olsun olmasın kendisine şiddet uygulayan erkeğe karşı bu kanun kapsamındaki haklardan uygunluğu ölçüsünde yararlanma hakkına sahip olduğunu dile getirdi. Arzu, "Kanun kapsamında koruma tedbirlerinden faydalanacak kişiler yalnızca aile bireyleri tarafından şiddete uğrayan kadınlar değil, şiddete uğrayan ve uğrama tehlikesi bulunan tüm kadınlar, çocuklar ve tek taraflı ısrarlı takibe uğrayan, cinsiyeti sebebiyle mağdur edilen tüm kişilerdir. Bu sebeple LGBTİ bireylerin, mültecilerin ve benzer durumda olan tüm kişilerin bu kanun kapsamında korunma imkânı bulunmaktadır " ifadelerini kullandı.
 
'Şiddet durumunda güvenlik ve psikolojik ihtiyaçlara yönelik'
 
Kanunda düzenlenen koruyucu tedbirlerin sayıldığı kadarıyla sınırlı olmayıp, hakimin gerekli gördüğü durumlarda takdir yetkisiyle genişletilebildiğini ve kadının beyanının esas alındığını söyleyen Arzu şunları dile getirdi: "Delil/belge sunmaksızın ispata mecbur kalmadan, karakol, mülki amir, hakim ve savcılık makamlarına başvuru halinde ivedilikle tedbir kararlarına hükmedilir. Kanunda düzenlenmiş olan Koruma Tedbirleri; şiddet mağduru kadınların güvenlik, ekonomik ve psikolojik ihtiyaçları gibi temel ve acil ihtiyaçlarının karşılamaya yöneliktir. Kadınların kendilerini tehlikede ve yalnız hissetmesini engellemek ve mağduriyet kaygısıyla şiddet uygulayana karşı hukuki işlem başlatmaktan çekinmesini önlemek açısından hayati önem arz etmektedir."
 
Yasa neden hedefte: Kadınlar sessizliğe itilmek isteniyor
 
Kadının şiddete karşı sessiz kalmasının ve kendisine bağımsız, sağlıklı ve yeni bir yaşam kurmak üzere adım atmasının önünü açan bu kanuna karşı son günlerde gittikçe saldırıların arttığına değinen Arzu, yaşananların yasayı tartışmaya açan bir gündem haline geldiğine dikkat çekti. Arzu, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Biz kadınlar ve hukukçular olarak bu saldırıların, kadına karşı eşitsiz ve ayrımcı yaklaşımla yürütülen devlet politikaları sonucu da olarak güç ve sömürü koşullarını elinde tutan ataerkil toplum ve erkeklik zihniyetinin yarattığı bir baskı mekanizmasından kaynaklandığının farkındayız. Özellikle kamuoyunda  '6284 sayılı kanun erkeğe 'git köprü altında yat' diyor' şeklinde oldukça manipülatif  ve yanlış bir izlenim yaratılmaya çalışılıyor. Kanunun kadınlara verdiği hakların 'fazla ve suiistimale açık' olduğu, şiddetin tanık ve delilsiz olmasına karşın koruyucu bir ilke olarak benimsenen 'kadının beyanı esastır'ın çarpıtıldığını sıkça görmekteyiz. Kadınlar gerek toplumsal, politik, kültürel yaşamlarında, gerekse kişisel olarak iş ve özel yaşamlarında ikinci plana atılmaya, gördükleri şiddet ve ayrımcılığa karşı sessiz kalmaya itilmek isteniyorlar. Bunun altındaki sebepler yüzyıllardır süren feodal ataerkil sistemin kadınlar üzerindeki tahakkümünün devamını sağlamak olsa da son yıllardaki bu kazanımlara yönelmiş özel ve bilinçli tavrın mevcut iktidar politikalarından bağımsız olduğunu düşünemeyiz."
 
'Kadınların özgürleşmesine karşı erkeklik el ele vermiş'
 
Kadın mücadelesinin de en az ataerkil sistem kadar eski olduğunu ve her zaman bu baskılarla karşılaştığını dile getiren Arzu, "Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında yürütülen cinsiyetçi politikalar, kadın cinayetlerinin, tecavüz ve tacizlerin, nefret cinayetlerinin ve saldırıların cezasız kalmaları ya da cezalarda hukuka aykırı haksız tahrik indirimleri uygulanması da bunun yansımasıdır. Dolayısıyla kadınların özgürleşmesine karşı devlet ve erkeklik adeta el ele vermiş, kadınların kişisel ve toplumsal yaşamlarında iktidarla olan var oluş mücadelelerine ket vurmaktan yana bir ittifaka girmişlerdir" ifadelerini kullandı.
 
'Kadınları mecbur kaldıkları evlilik içerisine hapsetmek istiyorlar'
 
6284 sayılı yasanın yanı sıra son dönemde kaldırılması amaçlanan ve tartışılan Nafaka Hakkı'na da değinen Arzu, "Zorla çizilmeye çalışılan 'mağdur babalar/ mağdur erkekler' gibi bir resim var. Böyle bir resmin, nesnel gerçekliği ve inandırıcılığı olmamakla birlikte,  toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin gerçek mağdurlarını çarpıtma ve karalamalarla daha da korunaksız bir noktaya itmeyi hedefliyorlar. Boşanma sonucu maddi anlamda daha güçsüz olan tarafın çoğunlukla kadınlar olması sebebiyle Nafaka Hakkı'ndan bir 'erkek düşmanlığı' devşiren ve kendilerini 'mağdur erkekler' olarak tanımlayan kişilerin öncelikli amacı kadınları mecbur kaldıkları bir evlilik içerisine hapsetmektir" diye belirtti.
 
'Özgürleşen kadın mücadelesi en önemli direniş noktası olacaktır'
 
6284 sayılı kanun ve Nafaka Hakkı üzerinden yürütülen geriye düşürücü tartışmaların, kadınların özgürleşmesine ve şiddetle mücadelesine ket vuracak tartışmalar olduğunu dile getirdi. Arzu, "Mutlaka güçlü bir dayanışma gösterilerek eldeki kazanımları korumak ve ilerletmenin mücadelesi verilmelidir. Özgürleşen kadının mücadelesi, onları baskı ve tahakkümle kontrol altına almak isteyen rejime karşı da en önemli direniş noktalarından birisi olacaktır" diye ekledi.
 
6284 sayılı yasa kapsamında şiddete uğramış ve uğrama tehlikesi bulunan kadınların bu kanun kapsamında mülki amirlerden talep edebilecekleri ise şu şekilde: 
 
“* Kendileri ve çocukları için geçici barınma,
 
* Geçici maddi destek,
 
 * Psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti
 
* Hayati tehlikesinin bulunması halinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen koruma altına alınması
 
 * Bakanlık ödeneğinden geçici olarak maddi yardım verilmesini;
 
Hakimlik kararıyla ;
 
* İşyerinin değiştirilmesi.
 
* Kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi.
 
* Evli ise tapuda kendi üzerine kayıtlı olmasa da aile ve nüfus cüzdanı vb. aracılığıyla korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması.
 
*  Korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi gibi yollara başvurulabilir."